000

Aşık Veyselin Öyküsü(Hikayesi) Gizli Bilgiler!

Genel Kültür Abdullah Ergun 0 Okunma

Hepimizin çok sevdiği, şarkılarını duyduğumuzda direk aklımıza gelen halk ozanı Aşık Veysel Şatıroğlu, Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivri alan köyünde 1984 yılında doğdu. Annesi Gülizar adında bir ev hanımı, babası lakabı “Karaca” olan, Ahmet adında bir çiftçiydi. Aşık Veysel’in iki kız kardeşi o dönemde yörede bulunan çiçek hastalığı salgınına yakalanıp yaşamlarını yitirdiler. Ardından Aşık Veysel de yedi yaşında aynı hastalıktan ötürü görme yetisini kaybetti..

İki gözünü de kaybettikten sonra babası her gün ona ezberlediği halk ozanlarının şiirlerini okumaya başladı. Bu, Aşık Veysel’in ruhunu besledi. Babasının şiir okuması çok hoşuna gidiyordu. Bağlamayla ilk tanışması da babası vasıtasıyla oldu. Babasının, kendisine oyalanması için aldığı bağlamayla önce başka ozanların türkülerini çalarak, ezgileri tanımaya başladı. Bağlama çalmayı Çamhışlı Ali Ağa’dan öğrenmiştir. Gün be gün kendini geliştirdi Aşık Veysel, artık sazıyla ruhen ve bedenen bütünleşmişti. Hayatı 1930’da Sivas Maarif Müdürü olan Ahmet Kutsi Tecer ile tanışmasından sonra tamamıyla değişti. Ahmet Kutsi Tecer, Aşık Veysel’deki yeteneği görmüştü. Kutsi Bey’le düzenlediği şairler gecesinde tanışan Aşık Veysel, kendisi tarafından çok destek gördü ve desteği sayesinde birçok ili dolaşmaya başladı.

Âşık Veysel, bir dönem yurdun dört bir yanına giderek Köy Enstitüleri’nde saz hocalığı yaptı. 1965 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kendisine, “Ana dilimize ve milli birliğimize yaptığı hizmetlerden ötürü” özel bir kanunla maaş bağlandı. Hala Şarkışla’da her yıl adına şenlikler yapılır.

Eserlerinde Türkçesi yalındır. Dili ustalıkla kullanır. Yaşama sevinciyle hüzün, iyimserlikle umutsuzluk şiirlerinde iç içeydi. Toplumsal olaylardan, doğaya, din ve siyasete kadar ince eleştiriler yönelttiği şiirleri de vardır.1973 yılında akciğer kanseri sonucunda vefat etti.

 

Aşık Veysel’in Hikayesi

 

Aşık Veysel’in meşhur hikayesine değinmeden önce Aşık Veysel’in kişisel yaşamından bahsetmek gerekir. Aşık Veysel 25 yaşına geldiğinde köyün güzeli denilen, Esma adlı bir kadınla evlenir. Bir süre sonar Esma Hanım evin hizmetlisi Hüseyin’e aşık olur fakat aşklarını yaşayabilmeleri için başka bir yere yerleşmeleri gerekmektedir. Bir gece Esma Hanım bohçasını alıp eşi Aşık Veysel’i ve iki çocuğunu bırakıp Hüseyin’le kaçar. Bafra’da dinlendiklerinde Esma Hanım ayakkabısının vurduğunu düşünüp ayakkabısını çıkarır ve ayakkabıda bir tomar para olduğunu görür. Parayı koyan Aşık Veysel’den başkası değildir. Aşık Veysel her şeyi başından beri hissediyormuş. Esma Hanım kaçtıktan kısa bir süre sonra oğulları da ölmüş ve Aşık Veysel kızıyla yapayalnız kalmış. Daha sonraları hayatını başka biriyle tekrardan birleştirmiş olsa da Esma Hanım’a yaptığı, o zamandan günümüze bir erdemlilik hikayesi olarak dilden dile aktarılır.

 

 

Eserlerini topluca şu şekilde sıralayabiliriz

 

Anlatamam derdimi                       Arasam seni gül ilen                   Atatürk’e ağıt

Beni hor görme                               Beş günlük Dünya                       Bir kökte uzamış

Birlik destanı                                   Çiçekler                                         Cümle âlem senindir

Derdimi dökersem derin dereye                                                        Dost çevirmiş yüzünü benden

Dost yolunda                                  Dostlar beni hatırlasın

Dün gece yar eşiğinde                  Dünya’ya gelmemde maksat

Esti bahar yeli                                Gel ey âşık                                    Gonca gülün kokusuna

Gönül sana nasihatim                  Gözyaşı armağan                         Güzelliğin on para etmez

Kahpe felek                                    Kara toprak                                   Kızılırmak seni seni

Küçük dünyam                               Murat                                            Ne ötersin dertli dertli

Necip                                               Sazım                                             Seherin vaktinde

Sekizinci ayın yirmi ikisi               Sen Bir Ceylan Olsan                    Sen varsın

Şu geniş Dünya’ya                        Uzun ince bir yoldayım               Yaz gelsin

Yıldız (Sivas ellerinde)

 

 

Sosyal Ağlarda Paylaş

Abdullah Ergun {Abdullah Ergun}

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir